Bir yıl süre ile düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik olmaması durumudur.

İNFERTİL ÇİFTLERDE TEMEL ARAŞTIRMA

Adetin 2. veya 3. günü hormon analizi ve USG: Hastanın hormonal durumu ve yumurtalık kapasitesine ilişkin önemli bilgiler sağlayan testlerdir.

Adetin 21. günü progesteron hormonu analizi: Hastanın ovulasyon (yumurtlama) durumu hakkında bilgi veren bir testtir.

HSG: Jinekolojik muayene pozisyonunda rahim içine röntgen filiminde görünür bir sıvı vererek rahim içi ve yumurta kanalı hakkında bize kabaca fikir veren bir testtir.

Spermiogram: Meni içerisindeki spermlerin sayısını, hareket özelliklerini ve şekillerini öğrenmemizi sağlayan bir testir.

Yukarıda belirtilen testler hastalar ilk başvurduklarında yapılan temel testlerdir. Bu yapılan testlerle genellikle çiftlerde çocuk olmamasına ilişkin problemin nede kaynaklandığı saptanmaktadır. Ancak infertil hastaların yaklaşık % 15-20 inde temel testlerle bir problem saptanmamasına rağmen gebelik gelişmez;bu hasta grubuna açıklanamayan infertilite tanısı koyulur.

Bazı durumlarda belirtilen testlerin sonuçlarına göre ileri incelemeler gerekebilir. Örneğin HSG sinde rahim içinde veya yumurta kanallarında bir sorun izlenen hastaya laparoskopi ve \ veya histereskopi( optik kamerayla karnın ve rahmin içine girip gözle görerek tanı ve tedavi imkanı sağlar) önerilir.

İNFERTİLİTE NEDENLERİ

Erkek kaynaklı nedenler: İnfertil çiftlerin yaklaşık %30 – 40 ında erkek kaynaklı nedenler gözlenmektedir. Genellikle problem sperm parametrelerini etkileyen herhangi bir durum olabilir. Örneğin yüksek ısı, kimyasal maddeler gibi çevre koşulları, testisleri tutan çeşitli enfeksiyonlar , doğumsal anormallikler bu durumların içinde sayılabilir.

Kadın kaynaklı nedenler: İnfertil çiftlerin yaklaşık % 30 – 40 ında kadın kaynaklı nedenler gözlenmektedir. Kadında üreme fonksyonuna birçok yapı ve faktör katıldığı için kadınlarda görülen problemler de çok çeşitlilik gösterebilmektedir. En başlıca görülen problemler ise anovulasyon(yumurtlama olmaması), yumurta kanalındaki doğumsal veya kazanılmış hastalıklar ve endometriozistir.

Çiftlerin yaklaşık % 20 – 30 unda ise problem her iki tarafta birden gözlenmektedir.

İNFERTİLİTE TEDAVİLERİ

Şu anda günlük pratikte en sık kullanılan 3 tedavi yöntemi olmakla birlikte çiftlerin durumlarına göre tedavi uygulamaları değişiklikler yapılabilmektedir. En sık kullanılan tedaviler :

Klomifen sitrat ile ovulasyon indüksyonu : Hastaya adetinin 5 ve 9. günleri arasında yumurta gelişimini uyarıcı hap kullandırılarak normal ilişkiyle gebelik elde etmeye yönelik bir tedavidir.

Gonadotropinlerle ovulasyon indüksyonunu takiben İUİ: Hastaya adetin ilk günlerinde yumurta gelişimini uyarıcı iğneler başlanır ve en az bir yumurta keseciği yeterli boyuta ulaştığında çatlatıcı iğne yapılır ve bundan yaklaşık 35 saat sonrasında eşten alınan meni örneği çeşitli işlemlerden geçirilerek normal muayene altında rahmin içine ince bir plastik kateter yardımıyla bu hazırlanan meni verilir.

İCSİ(intrasitoplazmik sperm enjeksyonu): Bu işlemde de amaç yumurtlatıcı iğnelerle belli sayının üstünde yumurta geliştirerek bu yumurtaların daha sonra laboratuvar ortamına alınarak eş sperminin tek tek yumurtaların içine yerleştirilmesi ve daha sonra döllenenlerden uygun görülenlerin belli sayıda normal muayene altında rahmin içine yerleştirilmesidir.

İNFERTİLİTEYE BİYOKİMYASAL YAKLAŞIM

Bir hayatı ortadan kaldırmak daima kolay olagelmiştir, insanoğlu bu konuda tarih boyunca hiç zorlanmamıştır. Ancak o hayatı başlatmak asla kolay olmamıştır. Hele kimileri için fazlasıyla zor olmuştur.

İnfertilite, çiftlerin bir yıl süreyle korunmaksızın cinsel ilişkide bulunmasına rağmen gebe kalamamasıdır. Üreme çağındaki çiftlerin %10-15’ini etkilemektedir. Son 20 yılda infertilite alanında 3 çarpıcı değişiklik olmuştur. Birincisi, başarılı tedavi olasılığını ve üreme üzerindeki temel çalışma olanaklarını arttıran in vitro fertilizasyon ve yardımcı üreme tekniklerinin gelişmesidir. İkincisi, yardımcı üreme teknikleri hakkında basın tarafından bilgilendirilen çiftlerin sayısı arttıkça toplumda infertilite konusunda yardım arayışı içinde olanların başvurularının artışıdır. Gerçekte infertil çiftlerin toplumdaki prevalansında son zamanlarda dramatik bir artış olmamıştır. Üçüncü değişiklik ise 35 yaş üzerinde olup infertilite konusunda yardım arayışı içinde olan kadınların sayısında olan artıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde her beş kadından biri ilk çocuğuna 35 yaşından sonra sahip olmaktadır ki, bu daha öncesine göre önemli bir değişikliktir. Bu artış, daha geniş bir evlenme yaş aralığından ve kadınların iş hayatına bağlı olarak gebeliklerini geciktirmelerinden kaynaklanmaktadır.

Çiftler, gebelik için belli bir süreye gereksinim olduğunu bilmelidirler. Normal çiftlerde her ovulatuar siklusta yalnızca %25 gebelik şansı vardır. Gebe kalacak çiftlerde gebelik oluşması için gereken süre ve gebelik oluşma olasılığı tablodaki gibidir. Çiftler çocuk sahibi olmak istediklerinde 3 ayda %57, 6 ayda %72, 12 ayda %85 ve 24 ayda %93 gebe kalabilecektir. Hiçbir zaman gebeliğin gerçekleşmediği çiftler için primer infertilite daha önce gebe kalmış fakat daha sonra gebeliğin oluşmadığı çiftler için sekonder infertilite tanımı kullanılmaktadır. Kadınlarda fertilite 20-25 yaşlarında pik yapar, 40 yaşından sonra minimaldir. 35 yaşından sonra kaliteli oosit yapımı azalır. Erkeklerde ise 20-30 yaşlarında pik yapar, 40 yaşından sonra azalır.

İNFERTİL ÇİFTE YAKLAŞIM

Çift, kendi infertilite potansiyellerine tek tek katılımları olan tek bir ünite olarak ele alınmalıdır. İnfertiliteye yaklaşım etkili ve tam bir ilk değerlendirme gerektirir. Birçok çiftte erkenden ortaya konabilecek birden fazla neden vardır. İnfertil çiftin evaluasyonu normal bir gebelik elde etmek için gereken faktörlere ulaşacak şekilde düzenlenmelidir. Değerlendirme çiftin her birinin detaylı bir anamnez ve tam bir fizik muayenesiyle başlamalıdır.

İnfertiliteyi değerlendirirken normal üreme fizyolojilerini de kısaca gözden geçirmek uygun olur.